Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Çocuklar-Toplum-SUİSTİMAL

Yazının Giriş Tarihi: 18.04.2022 11:43
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.04.2022 11:43

Duygusal suiistimallerin pek çoğu başta kabul edilebilir, tolere edilebilir, masum gibi görünseler de çocukların gelişimi, ileride sorunsuz birer birey olabilmeleri açısından son derece sakıncalıdır

Çok kapsamlı olmasına rağmen Çocuk Suistimali  denince akla ilk önce çocuğun bedenen uğrayabileceği zararlar geliyor olsa da aslında çocukların  en sıklıkla  maruz kaldıkları suiistimal  şekli masum ve sakıncasız görüldüğü için duygusal olanlardır, çocuklar bilerek yada bilmeyerek  en yakınları ve en güvendikleri kişiler  tarafından suistimal edilmekle birlikte bazen hiç tanımadıkları bireyler de  bu isimsiz suça ortak olurlar… Duygusal suiistimallerin pek çoğu başta kabul edilebilir, tolere edilebilir, masum gibi görünseler de çocukların gelişimi, ileride sorunsuz birer birey olabilmeleri açısından son derece sakıncalıdır… “ Çocuğu koz olarak kullanmak”, “çocuğu silah gibi kullanmak” gibi tabirler aslında bu suiistimal teriminin halk arasındaki karşılığıdır diyebiliriz.

Son zamanlarda hayatımıza dolayısı ile dilimize giren “Planlanmıs gebelik” kavramı çağın koşulları insanların düşünce ve yaşam tarzları temel alındığında son derece anlaşılabilirdir.

Ancak bazen çocuğun suiistimali çocuk daha ana rahmine düşmeden başlar. Nikaha yaklaşmayan bir partneri nikaha ikna etmek, ekonomik ya da sosyal gücünden faydalanmak için olabildiği gibi bazen bozuk giden bir evliliği kurtarmak, eşi eve bağlamak ya da kendini sağlama almak adına da daha henüz doğmamış bir çocuktan medet umanların sayısı özellikle az gelişmiş toplumlarda azımsanmayacak ölçülerde fazladır… Pek çoğumuz çevremizde, bu “proje” gebeliklere şahit olmuşuzdur. Tabii ki evli ya da bekâr, bir bebek sahibi olmayı, her türlü sorumluğu her şart ve koşulda kendi göğüsleyeceğini bile bile evlat sahibi olan ya da olmayı isteyen aslan yürekli annelerin de sayısı azımsanmayacak kadar fazladır.

Hamilelik döllenmenin meydana gelmesi sonucu dünyaya gelecek canlının doğuma kadar gelişimini tamamlama sürecidir. Doğum türe özgü normal gebelik süresi sonunda yavrunun dünyaya geliş sürecidir. İnsan düşünebilen, dolayısı ile planlayabilen bir varlık olduğu için bu süreci diğer memelilerden kısmen farklı geçirse de en nihayetinde tüm canlılar için doğum, güzelliklerle birlikte türlü zorlukları barındıran doğal biyolojik süreçlerdir. Özellikle bazen anneler gebelik ve doğum süreçlerini tıbbi bir gereklilik olmadığı sürece hoplaya zıplaya, eşle beraber o sihirli anların tadını çıkarmak yerine, kişisel tatmin, karşı tarafa bu yolla üstünlük sağlama aracı olarak da kullanabiliyorlar… Abartılı şekilde anne adayının hamilelikte basit sorumluluklardan kaçma, uç istekler, sürekli talepkâr davranışlarla ailenin diğer fertlerine dünyayı dar etmesi de aslında henüz daha doğmamış çocuğu süistimal etmekten başka bir şey değil…

Anneliğe babalığa çocuğa bakış açısı kültürden kültüre hatta bireyden bireye farklılıklar gösterebilir. Biyolojik ya da fizyolojik nedenlerle çocuk sahibi olmayan ya da çocuk sahibi olmayı düşünmeyen bireyler için toplumun diğer bireyleri kendinde sorgulama hakkını görebiliyor. Bizim toplumumuzda önce evlilik sonra doğum; son derece doğal biyolojik bir olayken, erkekte veya kadında bulunduğu toplum içerisinde statü meselesi olarak görülebiliyor… Bazen bu şımarıklıkla çocuklarımızı bilmeden de olsa, tekrarlanan davranışlarla bir erkek çocuğuna ”Göster oğlum amcalara pipini” ,”Benim aslan oğlum ordan atlar ” “Benim aslan oğlum ağlamaz” şeklinde;  minicik bir kız çocuğuna kendisi istemediği halde metazori olarak “Hadi dans et bakalım teyzeler görsün”,  ”Hadi şarkı söyle bize, sesini duysunlar” şeklinde ya da istenmeyen bir hareketi karşısında “Iyyhh aynı şu kişiye benziyorsun”, ”Şu kişi gibi ödleksin” gibi çocuğu zorlayıcı, bilincinde karşılığı oluşmamış, neden yaptığını dahi bilmediği davranışlar ne kadar sıradan görünse de suiistimaldir.

Basit bir şey yüzünden “Ama sen ateşlendiğinde ben uyumamıştım sabaha kadar” ya da istenen bir şeyi yapmadığında “Senin için eşek gibi çalıştım, sana baktım “ demek; bunlar yapılması gereken olağan şeylerken çocuğa bunun suçluluğunu yüklemeye çalışmak ya da kendi isteklerinin yapılması için bunları koz olarak kullanmak çocuğun suiistimalidir.

Her şeyin sağlıklı gittiği düşünülen evliliklerde bile eşlerden birinin kendi ihtiyaçlarını çocuğunmuş gibi göstererek isteklerini “çocuk” üzerinden sağlamaya çalışması, sorunlu evliliklerde eşlerden birinin çocuğu kullanarak karşı tarafı zor durumda bırakması, isteklerinden, hayat planlarından aıkoyması. hele ki boşanmış ailelerde -ki yaşadığım için çok iyi bilirim- tarafların birbirine duyduğu öfkeyi çocuğa yansıtması, çocuğun diğer tarafla iletişiminin kısıtlanması hatta  tamamen koparılması gibi davranışlar çok basit ya da kişisel gibi görünse dahi, ileride çocuğun duruşunu, tarzını, tavrını ömür boyu etkileme ihtimali olan suiistimallerdir.

Peki çocukları sadece anne baba yakın çevre mi suiistimal ediyor? Maalesef hayır… Özellikle sosyal medyanın da yaygınlaşması ile, hepimiz…. Başta sorumluluğun ailede olması ile birlikte, çocuğun bir şekilde başkalarının, hatta hiç tanımadığı insanların yoğun ilgisine maruz bırakılması, aşırı abartılı  övgüler ya da yergiler almaş, ,yaşının üstünde bir olgunluk beklenmesi, yaptığı bir şeyden ötürü hedefin çok daha ilerilere taşınıp çocuğun bir şekilde bu hedeflere çocuk bilincinde  olmadan, henüz bilinçli tercihler yapabileceği biyopsikolojik gelişimi tamamlanmış olmamasına rağmen  motivasyonunun sağlanması, 1 saatte araba sürmeyi öğrendi diye  çocuktan TIR sürmesinin beklenmesi ya da bir erik çaldığı için “İleride sen banka da soyarsın seni hırsız”  diyerek toplum tarafından yaftalanması da çocuk suiistimali.

Her ebeveyn çocuğunun sağlığı, mutluluğu, başarısı ile övünür, ki bunlarda mutlaka ki az ya da çok payı da vardır. Fakat bazen bizler dozu kaçırabiliyoruz, çocuklarımızı kişisel birer zafer ya da şaheser “abide”leri haline getirebiliyor, bazen yenilgimizin ya da başarısızlığımızın “sembol”leri olarak algılayabiliyoruz. Çocuk üzerinden övülmeyi kar, yerilmeyi gam sayabiliyoruz…

Elbette ki akıllarının ve tecrübelerinin yetmedikleri yerde onlara destek olacak, yanlarında duracağız. Hatalarını düzeltmek yerine hatalarını düzeltme şansını tanıyacağız. İyi yetişmiş her birey toplumun kazancıdır.

En başta anne babanın olmakla beraber tüm toplumun sorumluluğu…  Ancak Çocuklar bizim olmak isteyip olamadıklarımız değil, onlar bizim projelerimiz değil, bu dünyaya sözleşme ile gelmediler…

Peki bu duygusal suistimaller sadece çocuklukla mı sınırlı? En çok zararı çocukluk döneminde verdiği kesin olsa da hayat boyu devam edebiliyor, izin verdiğimiz sürece… Pek çoğumuz hem mağduruz, hem suçlu… Belki de bir başka yazının konusu… Bir başka yazıda buluşana dek hoşça kalın…