Savaşma Seviş...

09.03.2020 21:34

Son günlerde Ülkemiz zor bir süreçten geçmekte. Hepimiz bu durumdan; özellikle gelen Şehit haberleri ile derinden etkilendik.



 Ve arkadan gelecek gerek duygusal, gerek ekonomik, gerekse siyasal dalgalanmaların bilincindeyiz bir şekilde birlik ve beraberlik içinde bu zor günleri biran evvel atlatmayı temenni ediyor, Askerimize muvaffakiyet, kaybettiğimiz Vatan Evlatlarına rahmet, kederli ailelere metanet diliyorum…

Suriye, Suriyeliler meselesi hakkında artık o kadar çok yazılıp çizildi ki herkesin algısı mahiyetinde  kendince bir fikri oluştu, oluşturuldu… Korkmak, kaçmak, daha iyiye sahip olma isteği insanın doğasında var bunun milliyetle alakası yok oysa ki…

Hayat şartları gelip boğazımıza dayandığında kaçımız demiyoruz “artık bu ülkede yaşanmaz”? Gidebilecek ekonomik güce sahip olanlar yada sil baştan sıfırdan başlamaya cesareti olanlar  gitmiyorlar mı? Pek çoğumuz demiyor muyuz keşke gücüm olsa da çocuğumu yollasam? Bu güce sahip olanların pek çoğu yollamıyor mu?

Genel olarak kendi bütününe göre Ülkemize gelen Suriyelilere  baktığımızda toplulukları içinde de  Sosyo-Ekonomik yada Sosyo-Kültürel anlamda daha alt sınıftan insanlar olduklarını görüyoruz…

Daha insanca şartlar içinde bulundukları kötü geçim koşulları, savaş derken topraklarımıza gelen  komşu coğrafyanın bu insanları ile bir şekilde yollarımız kesişti. Zaman zaman tatsız durumlar yaşadık. Kimi zaman gördüklerimiz kötüydü, kimi zaman da önyargılarımız…

Ne kadar cesur, ne kadar aydın, ne kadar kültürlü olduğumuzu göstermek için kendi gerçeklerimizden sıyrılıp Suriyelilerden bile dem vurmadık mı?

Peki tüm suç Suriyelilerin mi?

Tabii ki kendi Ülkemizde işsizliğimiz, fakirliğimiz, cahilliğimiz son bulmazken birde bu şartlarda içeri alınan Suriyeliler tuzu biberi oldu…

Evet esasen kendi ülkemize baktığımızda bizler için hazırlanan sosyal ve ekonomik programlar kendimize bile yetersiz kalmışken hatta işlevsiz hale gelmişken; göçmenlerinde gelişi, işsizlik, eğitim, gelir dağılımı, sağlık gibi konulara ulaşmamızı bir nebzede olsa zorlaştırdı…

 

Kapıları sonuna kadar açıp bu insanları hiçbir sağlık kontrolünden geçirmeden, hiçbir uyum sürecinden, eğitim sürecinden geçirmeden, barınma-istihdam etme gibi şartları oluşturulmadan  içeri alanların, Ülkedeki her infial yaratan durumda konu dağılsın, halk gerçekleri unutsun suni gündem  oluşsun diye bilakis sosyal medya üzerinde Suriyelileri kucaklarımıza atanların hiç mi suçu yok?

“Eğer bu dünyada gerçek barışı öğreteceksek ve savaşa karşı gerçek bir savaş vereceksek işe önce çocuklarla başlamamız gerekmektedir”-Mahatma Gandi

                                                                                                                      

Oysa ne çok şey konuşuyoruz sevgi üstüne, barış üstüne, hele ki çocuklar… Çocuklar üstüne… Yazdıkça çizdikçe konuşukça hepsi kaçıp gidiyor sanki bizden…Çocukların Vatanı var mıdır? Etnik kimliği ne kadar önemlidir? İnsanlığın ve tabiatın sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi, daha yaşanılabilir bir dünya için onları sıkı sıkıya önemsememiz gerekmez mi? Ya da böyle olması gerektiğini söylemiyor muyuz?

Burada doğum yapıyor olmalarına tepkiliyiz, temelde seks gibi her insanda her durumda var olan bir içgüdüye tepkiliyiz sanki… O kadar çok yerli yersiz kullandık ki “sevişmek” kelimesini…

İnsan davranışları üzerine çalışma yapan bilim insanlarının görüşü; İnsan doğası gereği soyunun tehlike alında olduğunu düşündüğü anda neslinin devamındaki şansı arttırmak için içgüdüsel ve evrimsel bir şekilde üremeye yönelir. Gerek savaş esnasında; gerekse geri kalmış toplumlarda yoksulluğun yüksek olduğu kesimlerde yoksulluktan, cehaletten, yaşam şartlarının türlü eksiklerinden ötürü anne ve bebek ölümleri yüksektir bu doğal seleksiyona karşı direnip nesli devam ettirebilmek için içgüdüsel olarak, bilinçle tasarlanmamış şekilde üreme artışı gözlenir. Toplum ne kadar gelişmeye yönelik veya gelişmiş olursa olsun, üremenin ivme kazandığı yönündedir…

Her şey bir yana, üremenin de içgüdüsel faktörler içeren bir durum olduğunu göz ardı ederek, mesnetsiz bir şekilde doğan çocuklara dahi yönlenmiş anlaşılamaz bir öfkemiz var…

Bizler değil miyiz sosyal medya hesaplarımızda dahi çocuklar ya da dünya barışı üzerine bir şeyler paylaşacakken savaşın, kıtlığın, açlığın, felaketin, sefaletin evlatlarının, hafızalarımıza kazınmış fotoğraflarını kullanan?

 *(1963) Üç masum;  İhsan Murat, Kutsi, Hakan‘ın anneleri Mürüvvet hanımla küvetteki halleri,

*(1965)Kyoichi Sawada fotoğrafında bombardımandan kaçmak için nehri geçmeye çalışan ana ve evlatları

*(1984)Steve McCury tarafından görüntülenen öksüz Afgan kız,

*(1985)Frank Fornier tarafından çekilen volkan patlamasından sonra büyük bir cesaretle çamur deryasında bekleyen, hipotermiden ölene kadar gülücükler saçmaya devam eden Omayra Sanchez,

*(1994) Kevin Carter objektifinden,Gıda kampına sürünerek gitmeye çalışırken akbabanın başında beklediği Güney afrikalı çocuk,

*(1999)Carol Guzy’ nin görüntülediği Kosova Mültecisi bir bebeğin tellerden aşırıldığı kare,

*(2015) Suriyeli Aylan bebek…

Hepimiz zaman zaman bu görüntüler üzerinden ya da söylemlerimizde örnekleyerek ne kadar yüksek insan sevgisine sahip olduğumuzu(!) betimleyip yüksek vicdan duygularımızı ön planda göstermedik mi? Dünyadaki açlığa kıtlığa dem vurup sofralarımızda bile “Allah kimseyi açlıkla, sefillikle terbiye etmesin “ derken bu kadar samimiyetsiz miydik? Beğeni, takdir uğruna gerçekte olmayan ama insani vasıflara erişmiş bireylerde olması gereken erdemleri mi taklit ediyorduk?

Yaşadığımız şu son olaylarla; aslında özümseyememiş olduğu hislerle, Somali’deki, Türkmenistan’daki bebeğe gözleri dolan; bugün “Suriyelinin de! bebeğinin de …….!”  diye cümleler kuran insanımın  bu davranışlarındaki iki yüzlülüğünün  derin acısını hissettim kalbimde….

Çocuklara yöneltilmiş bu kadar umursamaz, aymaz hatta kaba davranışlardan sonra tüm yaşananlarla beraber açıkçası ben pek çoklarının “sevgi” sini samimi ve içten bulmuyorum artık…

Çocuk sevgisi Avm’lerde, sokaklarda gördüğümüz toraman bebeklere “ay seni yerim” demek, sokakta mendil satan çocuğa ”ay pek üzüldüm para vereyim” diye yaklaşmak bu davranışları da insanların gözüne gözüne sokmaya çalışmak değil…Gelecek bu şekilde doğru inşa edilemiyor…. Demek ki Sevgi evrensel olmadıkça içi boş bir kavram, bizden olanı, bize ait olanı, ulaşabileceğimizi seçerek sevmek kendi sevilme ihtiyacımızın karşılanmasına yönelik bencil ve taklit bir dürtü sadece Erich Fromm’un dediği gibi “simbiyotik bir bağımlılık, genişlemiş bir bencillik” ten öte değil.

Analarını-babalarını sevmek zorunda değilsiniz, değiliz… Hatta çocukları da sevmek zorunda değilsiniz ama aşağılamamak, kötü davranmamak en önemlisi hedef göstermemek elinizde…Onlar Dünyanın geleceği her çocuk eşit şartları ve güzel bir geleceği hakkediyor.

 

“Bir toplumun asıl ruhunu en iyi gösteren şey o toplumda çocuklara nasıl davranıldığıdır.” – Nelson Mandela